9 Nisan 2012 Pazartesi

AHLAK Ne Demek , Anlamı Nedir?




AHLAK  Ne Demek , Anlamı Nedir? : Arapça, hulk'un çoğuludur. Huylar demektir. Ahlak, insanın manevi seciyesini temyiz eden
hususiyetlere denir. Ahlak ilmi ise (ilmu'l-ahlak), öğretmeye yönelik düzenlenmiş ahlak nazariyesidir.
Edebiyatta da ahlaka dair çeşitli bahisler görülür   Ne Demek , Anlamı Nedir? : Şiirlerde, masallarda, atasözlerinde. Katip Çelebi, ahlak
ilmini, hikmet-i ameliyyenin bir kısmı, diye tarif etmiştir. Bu tarif, ameli ve nazari felsefe arasında bir ayırımı
ihtiva eder. Diğer bir tarife göre, ahlak ilmi, faziletler ve onları kazanmak, reziletler ve onlardan kaçınmak
ilmidir.
Eski Yunun, Roma, Hind ve İran başta olmak üzere eski ahlak felsefeleri bazı ayrılıklarına rağmen,
temelde birleştikleri konular bakımından birlik arzederler. Bilhassa tevekkül, kadere rıza, dilini tutmak ve sabır
gibi, bazı faziletlere karşı derin bir takdir duygusu, bu eski ahlak anlayışlarında olduğu gibi, İslam'da da
bulunmaktadır. İslam mutasavvıflarında şeyhi, ruhlardaki hastalıkları tedavi eden hekim olarak görme eğilimi
kuvvetle savunulur. Bunun gayesi de saadete, huzura, itmi'nana kavuşmaktır.
Her faziletin zıddı olan bir rezilet vardır. İnsan şahsiyetinin "Allah'ın ahlakıyla ahlaklanmak" esprisi
doğrultusunda, reziletten fazilete doğru yeni bir yapılanmaya maruz kalması, tasavvufun ana temasıdır.
Ancak Allah'ın ahlakında fani olup, o ahlaka sahip olmadan önce, sufinin bağlı olduğu şeyhinin ahlakında,
siretinde, daha sonra İslam'ın "usvetun hasenetün (en güzel örnek)" olarak gördüğü Hz. Peygamberin
ahlakında, siretinde fani olması büyük önem arzeder. İhsan mertebesinde, sürekli Allah ile beraber olmanın
bilincini taşıması gereken olgun, vasıl bir sufinin bu bilince varması ve bunun getireceği ruhi zorluklara
tahammül edebilmesi için, ondan önce, daha az zor olan şeyh ve Rasulullah (s)'da fani olmanın tecrübesini
yaşaması gerekir. İslam'ı anlama ve yaşama biçimi açısından, kendine göre, bir menhec (metod) belirleyen
tasavvuf ekollerinin gayesi, insanda, mükemmele doğru tedricen değişiklikler yaparak, ruh olgunluğunu,
ihsan bilincini sağlamaktır.
Hz. Peygamber (s)'in "Ben, güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim" hadisindeki espri ve Kur'an'ın
O'nu prototip olgun bir müslüman örneği şeklinde ön plana çıkarması, sufilerin dikkatlerinden kaçmayan,
önemli bir husustur. Bu nedenledir ki sufiler olgunluk yolunda, Hz. Rasulullah (s)'in şemailini, ruhî
özelliklerini, ahlakî yapısını anlatan eserleri hayatlarına tatbik etmek üzere dikkatle okurlar. Bu kitaplarda,
Allah'ın örnek diye karizma yüklediği Hz. Rasulullah (s)'ı anlamaya çalışmak, aynı zamanda Kur'an'ı yani
Allah'ın kulları için arzu ettiğini anlamak demektir. Zira, Hz. Aişe (r)'ye Rasulullah'ın ahlakı sorulduğunda,
verdiği cevap şu idi  Ne Demek , Anlamı Nedir? : " O'nun ahlakı Kur'an'dan ibaretti". Kendisini, Rasulullah'a benzetip O'nun manevi
mirasına konanlar, Allah'ın Kur'an'da çizdiği müslüman adam (homo-Coranicus) tipine ulaşmış olurlar.
Bütün bu anlattıklarımızdan ortaya çıkan şudur   Ne Demek , Anlamı Nedir? : islam'da ahlak'ın kriteri Kur'an'dır ve bu Kur'an ahlakını en
güzel biçimde aktüel hale getiren kişi de, Hz. Muhammed (s)'dir. Şayet, İslam ahlakının en güzel örneği
(usvetun hasenetun) Hz. Muhammed (s) ise, O'nun her yönüyle anlaşılması ve her müslümanın hayatına
yansıtması kaçınılmazdır. Yukarıda zikrettiğimiz türdeki kitaplardan birinde, Hz. Resulullah (s)'ın ahlaki
özelliklerini kısaca verelim  Ne Demek , Anlamı Nedir? : "... Yüzünde nur-ı melahat, sözlerinde selâset, hareketlerinde letafet, lisanında
talâkat, kelimelerinde fesahat, beyânında fevkalade belagat vardı. Beyhude söz söylemezdi. Her kelâmı,
hikmet ve nasihat idi. Herkesin aklına ve idrakine göre söz söylerdi. Güler yüzlü, tatlı sözlü idi. Sohbetlerinin
tadına doyulmazdı. Rikkat-ı kalbiyyesi vardı. Her kötüye şefkat göstermiş, hiç bir kötüyü cemaatından
tepmemiş, ona merhametle elini uzatarak ıslahına çalışmış, her zayıfa mürüvvetle davranmış, istek ve arzuları
ile O, türlü türlü insanlarla içice olup kaynaşmıştı. Kimseye fena söz söylemez, kimseye kötü muamele
etmezdi. O'na derdini anlatmaya gelen kim olursa olsun sözünü kesmez, sonuna kadar dinlerdi.
Mülayim ve mütevazi idi. Haşin ve galiz değildi. Kendisine yapılan latife ve şakaları anlayışla karşılar ve
onları incitmezdi. Gerekliği zaman, ahlak-ı hamidesi dairesinde, onların şakalarına iştirak eder, bu mevzuda
onlara örnek olurdu. Kendilerine mahsus ciddiyet ve mehabetini, ashabıyla kendisi arasında duvar
yapmamıştı. Bununla birlikte O, yine de heybetli ve vakur idi. O'nu isteyen, gören bir kimse derhal heybet ve
muhabbetine kapılırdı.
Gülmesi tebessüm idi. O'nunla ülfet ve musahabe eden kimse, O'na can ü gönülden âşık ve muhib
olurdu. Fazilet sahiplerine durumlarına göre saygı gösterirdi. Akrabasına çok ikram ederdi. Ancak, onları
dinen kendilerinden üstün olanlardan faziletli tutmazdı. Ehl-i beytine ve ashabına hüsn-i muamele ettiği gibi,
diğer insanlara da yumuşaklık ve lütufla muamele ederdi. Hizmetkarlarını pek hoş tutardı. Kendi ne yer ve
giyerse, aynısını onlara da yedirir ve giydirirdi.
Cömerd, kerim, şefkatli, şecaatli ve halim idi. Ahd ü va'dinde sabit ve kavlinde sadık idi. Hüsn-i ahlakça
akıl ve zekavetçe cümle nasa üstündü, her türlü medh u senaya layık idi. O'na bakan gözler, mahza güzellik
görürler. O'na yakın canlar, mahza güzellikle beraberdirler. O'ndaki bu güzellik ruhu, kalbinin derinliklerinde
yerleşmiş, hem bütün hasletleriyle, hem de insanlarla-bilhassa zayıflarla, gönlü kırıklarla münasebetlerinde
iradi ve irticali olarak kaynaşmıştır.
İnsanların yıkık kalplerini yapmaya, hatırlarını hoş etmeye düşkündü, üzgünleri teselli etme fırsatını
gözler, onları incitmekten sakınır, küçük büyük bütün ashabını arar sorardı, ister şöhret sahibi, ister şöhreti
olmayan sıradan bir insan olsun, hepsine birbirlerini gözettirir, müsavi tutardı. Fakir, zengin ayırt etmeden,
kim davet ederse etsin icabet ederdi.
Karşılaştığı bir kimseye ilk selam veren, O olurdu. Hususi olarak çocukların yanına gider, onlara da
selam verirdi. Öfkelenmekten bütün gücüyle sakınır, şayet öfkelenirse kendisini ruhen tedavi etmek için
namaza başlar ve Allah'ı teşbih ederbedenen tedaviye ihtiyaç duyarsa, gazap anında ayakta ise oturur,
oturuyorsa yan tarafına yatar, öfke anında bir harekette bulunmaktan sakınır, kendine hakim olurdu. Rasanet
ve sükunet sahibi idi. O, hiç bir kimse hakkında kötülük düşünmemiş ve hiç bir kimse O'nunla beraber
olmaktan şikayet etmemiştir, işte bu, en geniş manasıyla güzel ahlakın en güzel misalidir.
Elhasıl, sureti her bakımdan güzel, sireti mükemmel, misali yaratılmamış kainatın seyyidi ve öğüncü idi.
O, bir haya timsali idi. Bekarlığından itibaren insanlar içinde en fazla haya sahibi, her yaptığını itina ile
yapan ve hayat neş'esini yitirmeyen bir insandı. Bir şeyi istemedi mi, derhal yüzünde görülür, bir şey hoşuna
gidince, hoşnutluğu yüzünde müşahade edilirdi. Bu güzel bünyede zindelik, kuvvetli haya ve müstesna azim
bir arada idi. Bütün hareketleri mutedil idi. Fevkalade işitme ve görme hassası vardı   Ne Demek , Anlamı Nedir? : Uzaktan görür ve
duyardı. Bir yere giderken acele değil, sağa sola meyletmeyerek, kemal-i vakar ile doğru yoluna giderdi.
Sür'at ve suhuletle yürürdü. Yavaş yürür gibi görünür, lakin yanında gidenler, sür'at ile yürüdükleri halde,
O'ndan geri kalırlardı. Şevkle konuşmaya başlar, şevkle bitirirdi. (Hani, Adab. 39-40).




0 yorum:

Yorum Gönder

İş ve İşçi Bulma Kurumları ile alakalı iş ilanlarını , İşkur ,sitemizden bulabilirsiniz iş ilanları
- Tatlı Tarifleri